Türkçe | English
Facebook   Twitter   YouTube   Linkedin   instagram   Pinterest  
Hakkımızda
Kurum Tarihçesi
İşbirlikleri
Üyelikler (Ulusal ve Uluslararası)
Sosyal Sorumluluk Projeleri
Basın Odası
İletişim

Kurum Tarihçesi


Yapı-Endüstri Merkezi YEM*

1967 yılının sonları ve 1968’in başları… Yoğun bir çabayla Türkiye’de yepyeni bir fikri uygulamaya koymanın telaşı ve heyecanı içindeyiz. Yapı alanında ileride büyük iddiaları olacak bir kuruluşu, Yapı-Endüstri Merkezi’ni (YEM) kurmaya çalışıyoruz, tam bir amatörlük anlayışı içinde. Olanaklar sınırlı ama kurucular büyük bir özveriyle çalışıyorlar. 

     Öyküyü biraz daha öncesinden başlatmakta yarar var. Ocak 1965. İTÜ Mimarlık Fakültesi’ni üç yıl kadar önce bitirmişim; aynı fakültede Yapı Bilgisi Kürsüsü asistanıyım. Bir yandan, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Sekreter Üyeliği görevini sürdürüyorum, bir yandan da Oda’nın dergisi Mimarlık’la uğraşıyorum. Katılmadığım bir kongrede bir oldu bittiyle Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu’na seçilmişim… Sonra da sekreter üyeliğe… Görevden kaçmayı kendime yediremediğim için tam anlamıyla “bir koltukta birkaç karpuz”… 

     O yıl Uluslararası Mimarlar Birliği UIA’nın kongresi Cumhurbaşkanı General de Gaulle’ün himayesinde Paris’te toplanacak. Büyük bir olay… Fakülteden pek çok öğretim üyesi Paris’e görevli olarak gitme hazırlığında… Ben de dekanlığa başvuruyorum; ancak bir asistanın böylesine bir dış toplantıya gitmesi o zamana kadar hiç düşünülmediği için “mevzuat” nedeniyle ilk yanıt olumsuz. Zorluyorum: Bir çözüm yolu olması gerek. Sonunda, bir formül bulunuyor: Kararım: Trenle Paris’e, oradan Londra’ya, Londra’dan da Rotterdam’a gitmek. 

     Amacım, Paris’te binlerce mimarın katıldığı böylesine büyük bir organizasyonu görmek, içinde bulunmak, sonra da Londra ve Rotterdam’daki ünlü “Yapı Merkezleri”ne ulaşmak. 

     UIA Paris kongresini ve çok güncel prefabrikasyon uygulamalarıyla ilgili şantiye gezilerini bir yana bırakarak burada, bu seyahatte gezip görmek olanağını bulduğum “Yapı Merkezleri”ne değinmek istiyorum. 

     Londra’daki “Yapı Merkezi” 1931’de kurulmuş; Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği (UICB) içinde kuruluşu en eski olan merkez… Rotterdam’a gelince… Öyküsü daha ilginç. İkinci Dünya Savaşı’nda Rotterdam’ın yüzde 80’i yıkılmış. Savaştan sonra şehrin yeniden yapılması gerekiyor. Bunun için de malzemeye, teknolojiye, daha da önemlisi bilgiye gereksinme var. Bu durumda, kurulması gereken ilk yapı, Yapı Merkezi (Bouwcentrum) olmalı diye düşünülüyor. Ve böylece savaş sonrası Rotterdam’da inşa edilen ilk yapı, Bouwcentrum binası… Tren istasyonuna yakın bir noktada, daha sonra ünlü mimarlar Bakema ve Van den Broek’un yaptıkları çarşının çok yakınında özel işlevli bir yapı olarak kuruluyor. 

     Bir aylık keşif seyahatinden döndüğümde Yapı Merkezi düşüncesi beni iyice etkilemişti. O tarihlerde böyle bir merkez için bildiğim kadarıyla Türkiye’de iki değişik çalışma yürütülüyordu. Birincisi İmar ve İskân Bakanlığı’nın İstanbul’da İnönü Gezisi’nde, Spor ve Sergi Sarayı yakınında kurmayı düşündüğü merkez, ikincisi İTÜ Mimarlık Fakültesi Yapı Araştırma Kurumu’nca yürütülen proje. 

     Ben o hızla kendimi, Yapı Araştırma Kurumu’nun düşündüğü projenin içinde buldum. Taşkışla’nın hemen yanında, Londra ve hele Rotterdam’dakiyle hiç kıyaslanmayacak kadar küçük ama gerçekten çok küçük bir yapının çelik iskeleti bitirilmişti. Ek görevle atandığım Yapı Araştırma Kurumu’nda projeyi, o zaman kurumun genel sekreteri olan Doç. Ruhi Kafesçioğlu’nun yürütücülüğünde tamamlamaya, yapıyı bitirip bir Yapı Merkezi olarak açmaya çaba gösteriyorduk ama benim asistan konumumla nedenlerini kavrayamadığım, işin yürümesini engelleyen bürokratik bir şeyler vardı. Yapı bir türlü bitirilemedi ve uzun yıllar bir iskelet halinde kaldı.(1) İmar ve İskân Bakanlığı’nın projesi ise hiç gerçekleşmedi. 

     ...Yine o sıralarda koltuğumun altında bir karpuz daha vardı: Lufthansa İstanbul Şehir Terminali’nin içmimarisini yeniliyorum. İlkeleri görüşmek ve başlama işaretini vermek üzere Lufthansa’nın Frankfurt’taki inşaat merkezinden Avusturyalı bir mimar geldi. Haklı olarak, İstanbul’da kullanılabilecek yapı malzemesi türlerini görmek istedi. Böyle bir istek karşısında yapılabilecek tek şeyi yaparak birlikte, o günlerin yapı malzemeleri çarşısı Perşembepazarı’na gittik. Dükkânların birinden çıkıp ötekine girmekle geçen birkaç saatin sonunda adamın başı dönmüştü. “Bütün bu malzemeyi topluca görebileceğimiz bir yer yok mu?” dedi ve sonuçta bıktı, dolaşmaktan vazgeçti. O günkü, kendiliğinden oluşan deneyim ve bu soru da kafamdaki Yapı Merkezi düşüncesini pekiştiriyordu. 

     İşte, şimdi deneme sırası bize gelmişti. 

     Bir “Yapı Merkezi” kurma düşüncesini açtığım zaman bana ilk katılanlar, kardeşim Yalçın Hasol ile Galatasaray Lisesi’nden arkadaşım Elk. Y. Mühendisi Ergin Serter oldu. İşi kurmak için sermayeye gerek vardı. Yalçın’ın ve benim ancak küçük katkılarımız olabilirdi. Ergin ise Kalender’de ailesinin babadan kalma evini yeni satmıştı; aldığı parayı bu işe yatırmayı öneriyordu. Ama, ailesinin hemen hemen bütün varlığını bu işe bağlamasını düşünmek bile bana korku veriyordu. Sonuçta iş, ticaret kurallarına göre işleyecekti ve bizim bu alanda hiç deneyimimiz yoktu. Riski dağıtmaya çalışmak bana daha doğru bir yol olarak göründü. Başka arkadaşlarımızı da projeye katarak hem riski dağıtacak hem de gücümüzü artıracaktık. Sırasıyla, o tarihlerde İTÜ Mimarlık Fakültesi’nde asistan olan Bülent Özer, Yılmaz Zenger ile Doçent Ruhi Kafesçioğlu, ardından mimar arkadaşlarım Erdal Müldür ve Turhan Uyaroğlu ilk gruba katıldılar. Çoğunluk mimarlardan oluşuyordu, Yalçın reklamcılıktaki, Ergin ise elektrik dalındaki bilgileriyle katkılar getireceklerdi. Kadroyu tamamlamak için inşaat ve makine mühendisleri gerekiyordu. Öğrenciliğimde tanıdığım ve bana bir ağabey kadar yakın olan İzzettin Somer’in yanı sıra Muzaffer Yalçınalp ve Mak.Y. Müh. Hikmet Vardar gruba böylece katıldılar. Haliyle, hesap kitaptan anlayan biri de bulunmalıydı. O da hesap uzmanı arkadaşım Yalçın Tezer olacaktı. 

     1967’de kadro böylece tamamlandıktan sonra kuruluş hazırlıklarına giriştik. Önce, “Vakıf mı, şirket mi kuralım?” tartışmaları başladı. Öylesine deneyimsizdik ki, bir limited şirket halinde örgütlenme kararı verildikten sonra bile ana sözleşme hazırlıkları aylarca sürdü. 
     Ana sözleşmede kuruluşun amacını şöyle tanımlıyorduk: Yapı ve endüstri alanında yetkili elemanlarının fikri potansiyeline dayanarak yapı, yapı malzemesi ve donatımının kalitesini arttırıcı çabalarda bulunmak, kültür hizmetleri yapmak, yapıcı ve yaptırıcıya yardımcı olmak. Çalışma alanları ise,

  • Yurtiçinde ve dışında imal edilmekte olan yapı malzemesi ve donatım araçları için daimi ve geçici sergiler ve fuarlar tertiplemek,
  • Yurtiçinde ve dışında yapı merkezleri ile kuruluş, firma ve kişilerle işbirliği yapmak, yerli ve yabancı malzemenin yurtiçinde ve dışında tanıtılmasını sağlamak,
  • Araştırma, test, deney yapmak ve yaptırmak,
  • Yapı ile ilgili bilgilerin toplanması, geliştirilmesi ve yayılmasını sağlamak,
  • Teknik müşavirlik ve kontrol hizmetleri yapmak,
  • Kitap yayını, ithalatı, ihracatı ve ticareti yapmak

     şeklinde belirlenmişti. 

     Sıra kuruluşun adının konmasına gelmişti. Bu kuruluşun ben­zerlerine İngilizcede Building Centre, Fransızcada Centre du Bâtiment, Almancada Bauzentrum deniyordu. Bu kuruluşla­rın oluşturduğu, ileride üyesi olmayı planladığımız birlik de “International Union of Building Centres” adını taşıyordu. “Eh! çok kolay, bunların Türkçesi de Yapı Merkezi olur” diyeceksiniz ama bu o kadar kolay değildi; çünkü dostlarımız Ersin Arıoğlu ile Köksal Anadol’un o tarihlerde iyi bir öngörüyle bizim tasarladığımıza benzer bir kuruluşu gerçekleştirmeyi düşündükleri için firmalarına bu adı verdiklerini öğrenmiştik. Sonradan, çalışmaları mühendislik ve müteahhitliğe doğru kaydığı için bu projeyi ertelemişlerdi. Yapacağımız işi en iyi tanımlayan addan kolay kolay vazgeçemiyorduk; biraz değiştirerek kullanmaya karar verdik. Kuruluşumuzun adı “Yapı-Endüstri Merkezi” olacaktı. 

     İki dost kuruluşun bu isim benzerliği zaman zaman küçük karıştırmalara neden olmadı değil; ancak hiçbirimizi rahatsız edecek boyutta bir sıkıntıya yol açmadı. Hatta bir ara kendileriyle Yapı Radyo konusunda bir ortaklığımız bile oldu. 

     Taahhüt edilen şirket sermayesini 325 bin lira (o zaman 35.800 dolar) olarak saptamış, ancak ilk aşamada aramızda 100 bin lira dolayında bir para toplayabilmiştik. Bunun da bir bölümü Ticaret Kanunu gereğince bankada bloke olmuştu, yani paranın bir bölümünden de yararlanamıyorduk. Bir yandan kuruluş formaliteleriyle uğraşırken bir yandan da malzeme sergilemeye elverişli bir yer bulmamız gerekiyordu. Danıştığımız kişiler bize, İstanbul’da yapı malzemesi ticaretinin yoğunlaştığı Perşembepazarı’nı salık veriyorlardı. Oysa bizim gözümüz hep Taksim-Şişli eksenindeydi. Sonunda, Harbiye’de bugünkü yerimizi bulduk. Yeni boşalmış bir mağazaydı. Giriş katı otomobil lastiği mağazası, alt katları ise Coca-Cola’nın deposu olarak kullanılmıştı. Projemize göre giriş katını sergi alanı olarak düzenlerken bodrumu da tümüyle elden geçirip konferans salonu ve fuayeye dönüştürmek gerekiyordu. 

     Mal sahibiyle görüştük; bulduğumuz yerin yıllık kirası 200 bin liraydı, yarısını da peşin istiyordu. O dönem için bu, belki de İstanbul’daki bir taşınmazın en büyük kirasıydı. Peşin istenmeseydi sorun yoktu; hesaplamalarımıza göre bu kirayı kazancımızla ödeyebilecektik. Bir süre yeni ortak arayışına girdik. Üniversitede kendilerine öneride bulunduğum arkadaşlarımdan kimileri “Doğan delirmiş; çok şükür bizim aklımız yerinde” diyorlardı arkamdan, hatta biraz da acıyarak. 

     Sonunda, şirket kuruluşu için zorunlu olarak bloke ettirdiğimiz parayı temlik ederek kiranın ilk bölümünü ödeme önerimizi mal sahibine kabul ettirebildik. Sorun biraz çözülmüş gibi görünüyordu. 

     Sıra sergiye katılacak firmalarla ilişki kurulmasına gelmişti artık. Hepimiz tanıdıklarımız aracılığıyla firmaları ziyaret ediyor ve firma yetkilisine projeyi anlatmaya çalışıyorduk. O günlerde firma sayısı da az, üretilen malzeme çeşidi de… Temaslarda karşılaştığımız ilk güçlük, bizden önce bazı kişilerin düzenlediği, başarısızlıkla sonuçlanmış sergiler oldu. Bu sergilerden biri Tepebaşı’nda, bir başkası Gümüşsuyu’nda sanayi sergisi adı altında açılmış; işler yürütülemeyince malzemeler kapıya konmuş, dükkânlar kapatılmış. Bu olumsuz deneyim, belleklerde oldukça tazeydi… Görüştüğümüz firma yetkilileri bizim sonumuzun da bütün iyi niyetimize karşın kötü olabileceğini örtülü bir şekilde ya da açıkça söylemekten geri kalmıyorlardı. Biz dilimiz döndüğü kadar, kuracağımız merkezin yalnızca bir sergi yeri olmayacağını, işin bir uzmanlık işi olduğunu, bir bilgi merkezinin yararlarını anlatmaya çabalıyorduk ama benzeri olmayan bu fikri kabul ettirmekte zorlanıyor ve bu yüzden de gecikmeye başlıyorduk. 

     Sonuçta, firmaları birer birer ikna etmeyi başardık. Sergileme hazırlıkları başladı. Açılış hedefi 15 Ocak 1968… Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin yıllık genel kurulu da aynı gün Yapı-Endüstri Merkezi Konferans salonunda yapılacak. Başka bir deyişle Yapı-Endüstri Merkezi, mimarların genel kuruluyla açılacak. Ben artık, şube yönetiminde değildim. 

     Bizim deneyimsizliğimiz firmalarınkiyle birleşince sergi 15 Ocak’a yetiştirilemedi ve Merkez’in açılışını, çaresiz, ertelemek zorunda kaldık. Ama genel kurul ertelenmezdi ki… Hepimiz büyük bir çabayla hiç değilse konferans salonunu toplantıya yetiştirmeye çalıştık. Salonun perdesi bizim evde bazı hanım mimar arkadaşlarımızın da katkılarıyla dikildi. Salonun sandalyelerini taşımak bile bizlere düştü. Olanaksızlıklar içinde inanılmaz bir özveri, inanılmaz bir çaba… 

     Konferans salonu 15 Ocak’a şöyle böyle yetişti; ancak toplantı sırasında, fuayede henüz kurumamış şap üzerine yapıştırılan ahşap mozaik parkeler sıcak ortamın da etkisiyle küçük kubbeler oluşturacak şekilde kabardı. Yarı şaşkınlık, yarı utançla ne yapacağımızı bilemedik. Bir yapı merkezi için kötü bir başlangıç… Sonraki yıllarda o günkü toplantıda bu duruma tanık olan mimar arkadaşlarımıza YEM çalışmalarıyla kendimizi bağışlattırabildiğimizi sanıyorum… 

     8 Mart’ta güzel bir açılış yaptık. Artık hepimiz çok mutluyduk, her şey pırıl pırıl. Sergilediğimiz malzemenin çeşidi bugünküyle kıyaslanamayacak kadar azdı: Tuğla, kiremit, marley, bazı boyalar, beyaz fayansın yanı sıra, yeni yeni üretilen birkaç çeşit renkli fayans. Desenli fayans bile yok. Kimya sanayisi hiç gelişmemiş olduğu için sergiye hiç yansımadı. İthalat zaten yasak. Fayans karoları Çanakkale Seramik Fabirkası, seramik sağlık gereçlerini Kartal’daki Eczacıbaşı fabrikası ve Sümerbank Bozüyük fabrikası üretiyor, fakat çeşit çok sınırlı. Karoseramik’i ise yalnızca Bozüyük’teki Sümerbank tesisi üretiyor. Bugünkü firmaların pek çoğu o günlerde daha kurulmamış bile... 

     ...Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşundan bu yana 39 yıl geçti. Dönüp geriye baktığımda “dün” gibi geliyor ama, YEM’in kuruluşu sırasında, yani 1968’de doğanlar bugün 40 yaşına geldi.
YEM’in kurulduğu 1968 yılı çalkantılı bir yıldı. Yalnızca Türkiye için değil, bütün dünya için böyleydi. Dünya çapında bir özgürlük arayışı ve başkaldırı dönemiydi o yıllar. Genç insanlar, öğrenciler kabına sığamaz duruma gelmişlerdi. Herkes, tam olarak tanımlanmasa da “değişim” istiyordu. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere bütün Avrupa, değişim rüzgârları sonucu öğrenci gösterileriyle çalkalanıyordu. Benzer olaylar doğal olarak Türkiye’ye de yansıdı ve oradakilerden daha uzun sürdü... 

     ...Bu olayların ne getirip ne götürdüğünü tartışmak bu yazının konusu değil. Ancak burada vurgulamak istediğim, Yapı-Endüstri Merkezi’nin kuruluşunun, bir kuşağa adını veren 1968 yılına rastlamasıdır. O kuşaktan olanlar bir toplumsal değişim evresinde başı çektikleri için kendilerinden övgüyle söz ederler. Ben de burada Yapı-Endüstri Merkezi’nin 1968 kuşağından olduğunu aynı övünçle söyleyebilirim. Yapı-Endüstri Merkezi’nin yüklendiği ve yerine getirdiği işlevlerle Türkiye’de bir değişim sürecinin başlangıcı olduğunu dile getirmek abartılı sayılmamalıdır. İşte bu ortamda, bir bilgi merkezi olarak kurulan YEM, Türkiye’de pek çok “ilk”e damgasını vurmuştur. 

     “Bilgi Merkezi” kavramının kendisi bile Türkiye için ciddi bir yeniliktir. YEM, yapı alanında bilgileri derleyip bunların üretici –uygulayıcı– kullanıcı arasında akışını sağlamayı amaçlıyordu. Doğal olarak o günün araç gereç ve olanaklarıyla bu iletişimin gerçekleştirilmesi hiç de kolay değildi. Telefon karaborsada, şehirlerarası görüşmeler ancak operatris aracılığıyla gerçekleştirilebiliyor, şehirlerarası otomatik telefon henüz yok, teleks yok denecek kadar az, faks, bilgisayar daha ortalarda yok. Ayrıca, iletişim düşüncesi henüz yerleşmemiş. Ancak bütün bu olumsuzluklara karşın Türkiye’nin aydın ortamına konunun anlatılarak benimsetilmesi, güçlüklerin aşılması çok zor olmadı. Ve “ilk”ler birbirini izlemeye başladı. 

     Harbiye’deki sürekli sergiyi, İzmir’deki sürekli sergi ve birkaç yıl içinde Türkiye’nin tam 50 ilini dolaşacak gezici sergiler izledi. Daha sonra, “bilgisayar” adının bile olmadığı bir dönemde, bilgilerin kiralama “work-station”la elektronik ortama aktarılması denendi. Kimi tiyatro ve müzik toplulukları, DGSA Sinema ve TV Enstitüsü, Türkiye Yazarlar Sendikası kuruluşlarını YEM’de gerçekleştirdiler. Ardından sürekli yayın çabaları başlatıldı. Kurslar, konferanslar, mesleki buluşmalar, güncel konulardaki açıkoturumlar, teknik geziler, YEM’in konuğu konferansçı ünlü mimarlar… Ve yayınlar! Önce Yapı Kataloğu, ardından 1973’te Yapı dergisi, öteki kataloglar ve mesleki kitaplarla bugünlere ulaşan koskoca bir yayın düzeni... 

     YEM Kitabevi’ni, mimar ve mühendislerin, mimarlık ve mühendislik öğrencilerinin, sanayicilerin yararlanmasına açılan Başvuru Kitaplığı izledi.
Yapı Fuarı 1978’de, Türkiye’nin ilk uzmanlık fuarı olarak bir bilgilenme platformu konumunda açıldı. Yurtdışı fuarlara açılan ilk kapı yine YEM oldu. 

     YEM’in gerçekleştirdiği ilkler giderek gelişti ve kendi alanlarında Türkiye’nin göz dolduran etkinlikleri oldu. YEM, 1968’den bu yana mimarların, mühendislerin, sanayicilerin yanısıra mimarlık öğrencilerinin de uğrak yeri olmayı sürdürüyor. 

     YEM, yurtiçindeki çabalarını yurtdışına da yansıtmaktan geri kalmadı: dünyanın çeşitli ülkelerindeki benzeri yapı bilgi merkezlerini bünyesinde toplayan “Uluslararası Yapı Merkezleri Birliği”ne (UICB) üye oldu ve anılan kuruluşun başkanlığını 1989-95 arasında altı yıl süreyle üstlendi. 

     20. yüzyılın son çeyreğinde emeğin ve kol kuvvetinin yerini bilgi almaya başladı. Böylece dünya 21. yüzyılın eşiğinde bilgi ve iletişim çağına geçti. Oysa Yapı-Endüstri Merkezi, daha 1968’de, çağa daha bu ad verilmemişken bir bilgi merkezi olarak ilk adımlarını atıyordu... 
     ...Yapı-Endüstri Merkezi bir buzdağıdır. Görünmeyen etkinlikleri, görünenlerden kat kat fazladır. Merkez’i, yalnızca su üzerinde görünen bölümü ile tanımlamak yanıltıcı olabilir.

Doğan Hasol

*Doğan Hasol, Anılar Kuşlar Gibidir, Remzi Kitabevi, Eylül 2007

website online women who cheat on men
how to cheat wife redirect i dreamed my husband cheated on me
why women cheat on husbands how many guys cheat women looking to cheat
married cheaters redirect what is infidelity
reasons why married men cheat read how to cheat on husband
how to make viagra work faster buy generic viagra on line open
percent of women that cheat what makes a husband cheat link
my wife cheated on me with my father reasons people cheat women who cheat
redirect why husband cheat on their wife
my fiance cheated on me wifes that cheat click here
women cheat on men how to cheat on husband men who have affairs
redirect click alternative to abortion
online boyfriend cheated on me i dreamed my husband cheated on me
website go read
abortion definition debates on abortion unplanned pregnancy
hiv transmission chances of contracting hiv how can you get aids
how to find spy app on android tracking app for android spy on android phone
treatment for hiv jasonfollas.com what are the symptoms of hiv/aids
i cheated on my husband stories blog.e-lecta.com i think my husband cheated
so your wife cheated site wives who want to cheat
why do wife cheat on husband survivingediscovery.com how many women cheat on their husbands
women cheat because tolobel.com how often do women cheat on their husbands
why people cheat open husbands that cheat
married men cheat click why do husbands cheat
wife who cheated married men that cheat married men and affairs
reading sex stories click sex crime stories
what is the abortion pill site abortion clinics los angeles
the best android phone spyware cell phones spyware cell phone texting
rx discount coupons walgreens online coupon codes walgreens print coupon code
prescription discount coupon xn--blog-ooa.ch discount prescriptions
android spy ware xn--sorpendlerklub-sqb.dk spy gps
walgreens coupons in store steveperks.com walgreen photo deals
dilation curettage abortion pill dilation and curettage video
rifaximin 200mg site acyclovir
lasix lasix 40mg prednisolone 20mg
printable coupons for viagra site prescription discount cards
drug coupons site pet prescription discount card
I cheated on my husband why some women cheat dating sites for married people
bystolic card bystolic free trial coupon
abortions pictures bartsha.cz third trimester abortion
drug coupons is-aber.net cialis savings and coupons
jasminelle realtycollective.com jasmine sanders
naproxen 500 mg tablet bartsha.cz naproxen 500 mg recreational use

 İletişim